6 Ekim 2017 Cuma

Boşluktan gelenler...

Hayatımda ilk defa sabit bir evim, bir şehrim, bir ülkem yokmuş gibi hissediyorum bu sabah... 

Düşünüyorum nerede oturmak, olmak, zaman geçirmek, uyumak en iyi gelen, aslında bir çok yer ayrı ayrı iyi geliyor ama kendimi pek de ait hissetmiyorum. Bağlanmış hissetmiyorum. 
Bir evim var az önce uçakla inişe geçerken görüp heyecanlandığım, her şeyi yeniden kurup yerleştiğim ama yeni olması veya yola çıkmadan önce az zaman geçireceğimden herhalde çok sevmeme rağmen oraya da tam aidim diyemiyorum. İstanbul var bana çok şey öğreten, 10 senede büyüdüğüm, tepeden bakması, oradan buradan şuradan her türlü bakması keyifli, başka hiç bir yere benzetemediğim, en güzel zamanlarımı geçirdiğim ama yorucu, kalabalık bazen de insanın üstüne gelen, onu üzen İstanbul var. Canım ailem var her an her şekilde yanımda olan çok şükür ki. Sevdiklerim var, arkadaşlarım var bana ilham olan, beni destekleyen, cesaretlendiren, bana değer veren ve çoook sevdiğim. Zaman geçirdikçe ayrılması zorlaşan, sohbetin tadı damağımda kalan yine tekrar tekrar uzun uzun görüşmek istediğim güzel insanlarla dolmuş etrafım çok şanslıyım ki. Yine de içimde tarifi zor bir şey sanki her şey gelip geçici diyor bir yandan bir o kadar da kalıcı, derinden, etkileyici ve sevgi dolu olduğunu hissettirirken.

Nedendir bu hal acaba diye düşünüyorum sorgulamadan, yargılamadan iyi kötü ay noluyor demeden anlamak adına. Herhalde insanın zihni, ruhu ve belki farkında olmadan bedeni, onu yola hazırlamak için çalışıyor. Durmayı, yavaşlamayı, boşlukta kalmayı bilemezken, o hal ile kaldıkça boşluğun bile bir anlamı, inişleri çıkışları, duyguları olduğunu fark ediyor. Son 1-2 aydır yaşadığım bir şey de iyi geliyor bana, bu hazırlığın bir parçası olsa gerek: Ne yarını deli gibi planlayabiliyorum, ne geçmişe çok derin dalabiliyorum. İçimdeki bir şey beni sürekli "Hadi An'a gel" dercesine kolumdan tutup şimdiye çekiyor. İlla ki planlar yapıyor insan ama bazen bir yere yazıp, birşey okuyup favorilere kaydedip veya bir otele rezervasyon yapıp unutuyorum. Yarını yarın düşünürsün diyorum. Ya da geçmiş travmalarını çalışıyor bir yandan, sorguluyor neden böyle oldu niye böyle diye ama orada çok kalası gelmiyor; geleni yaşıyor ve geçiyor.

Bu hazırlıklar arka planda çalışırken kaygılar, korkular yok mu, var elbet olmaz mı. Mesela şu an uçarken aklıma geliyor ya ben Tayland'da 1 ay tek başına ne yapacağım yahu? Ya yapamazsam ya olmazsa ya ne biliyim işte derken, çok şükür ki diğer taraf yahuu saçmalama nolacak neyi yapamayacaksın, en kötü nolabilir atlar uçağa dönersin diyorum sonra bir ohhh evet ya doğru diyorum bulutlara bakıp huzurla doluyorum. Bunları yazıp akıtayım ki tanımlamış olayım, yaşayayım özgürce, rahatlayayım, nelerden geçtim önce kendimle sonra insanlarla paylaşayım diyorum ve başlıyorum işte bu satırlara.

Göçebe miyim turist miyim kaşif mi gezgin mi bilmiyorum, deli mi çılgın mı rahat mı batmış :) anda mıyım boşlukta mı araf dedikleri bu mu yoksa tamamen öylesine gelip geçici mi onu da bilmiyorum. Bildiğim şey bu dönemim böyle bir dönem ve ne geliyorsa öyle yaşama niyetinin ve çabasının anlamlı olması, öyle böyle şöyle, iyi kötü, zor kolay, keyifli keyifsiz diye tanımlamadan. Uçağın kanatlarını gere gere bulutların içinden geçişi, sallansa da o boşlukta bulutların arasında ilerleyebilişi, bulutlardan çıktıkça, ufku açıldıkça, yükseldikçe de güneşle ayın ışığında yol alışı gibi... 



14 Eylül 2017 Perşembe

Düşmek, kırılmak ve yeniden başlamak...

Yere düştüğün an ile yere düşeceğini fark ettiğin an arasında insan bir saniyeden daha da az bir süre olsa "sanırım her şey bitiyor su an" der başından aşağı kaynar sular dökülmüş de yanıyor gibi... oysa ki olan sadece bir bisiklet kazasıdır ve sonucunda çok şükür ucuz atlatmışındır ve omuz kemiğini kırmışsındır.. o an bunları bilemezsin tabii.. kendine gelmeye ayağa kalkmaya çalışırsın...kalktığında başın döner miden bulanır hemen yere oturursun durursun yavaş yavaş ayaklanmaya çalışırsın... Allahtan çok şanslısındır etrafında arkadaşların sana yardım edecek birileri vardır... hemen doktora gidersin, hep şanslı olacak değilsin ya doktor röntgeni anlamaz buz koy geçer, kolluk tak der postalar...eve gidip yalnız kaldığında önce üzülürsün... tam da su triatlon denen şeye yeni alışmıştım bisikleti sevmiştim çok güzel biniyordum formda gibiydim.. e bir yandan 2 ay sonra Likya yolu yürüyüşü vardı nolcak diye diye üzülürsün...yeterince üzüldükten sonra şükretmeye en kötüsü böyle olsun bu da geçecek iyileşeceksin demeye başlarsın kendi kendini... ve en son kendi durumuna alışmak kabullenmek için kolluğuna triatlon sembolleri yapıp "Now Recovery Time" yazarak durumunla eğlenirsin :) 




Sonraki günlerde hayat bir daha önemli sen biraz daha kıymetli bir yandan da farkında olduğun için insanları en yakınlarındaki daha iyi gözlemlemeye ilişkilerini değerlendirmeye başlarsın..omzum acırken ve hiçbir şey yapamazken herkesin yarışa gidip eğlenmesi koyar mi koyar... çünkü çocuk gibisindir çok da kırılgan... ha o sırada hayatında baştan sonra değişiyordur işini değiştiriyorsundur falan böyle şeyler hep öyle dönemlere denk gelir ya.. ama yine de sen o ağrınla acınla yola devam edersin.. biraz dinlendikten sonra hayalin olan şeyleri yapmak için yola yavaş da olsa tek omuzla da olsa devam edersin.. gider koşu bandında yürürsün Likya'ya kadar iyileşeceğini umut ederek... sonra o omzun kırık olduğunu bilmeden arkadaşlarınla tatile de gidersin hem de Ağustos sıcağında Barcelona gibi bir yere :) dönüşte bakarsın bu acı geçmiyor hemen kendi bulduğun ve sonra başkalarının önerdiği başka bir doktora :) meğerse omuz kırıkmış hayatının ilk kırığına da merhaba demeyi öğrenirsin 26 yaşında :) 

Ama iyileşecekmiş eğer dikkat edersem... ondan sonra her sabah bazen ağlayarak bazen sinir olarak bazen inanarak o omuz hareketlerini yaparsın...yine tek kolunda çanta ile yürüyüş bandında yokuşları çıkarsın... onu bunu şunu yapamasan da yapabileceğin şeylere odaklanırsın...

Gün gelir herkesle Aydos zirve yürüyüşüne gidersin... yavaş yavaş çıkarsın o zirveye de çünkü denemeden olmayacağını ve çaba göstermenin iyi geleceğini bilirsin. Yine şanslısındır seni yolda bırakmayacak arkadaşların vardır yanında ve uğruna yürüyeceğin hayalin Likya yolları seni bekliyordur ucunda :)

İşte öyle bir fotoğraf ve içimden gelen hikayesi :) O zamandan belliymiş sanırım bazı şeyleri insan geriye donup bakınca fark ediyor :) triatlon hayatımın spor hayatımın bittiğini düşünüp aslında her şeyin yeniden başladığı bir dönemmiş meğer.. e 17 saatte ironman olmak kolay değilmiş ne de olsa böyle geçmişte yaşadığın şeylerin etkisi, birikimi, deneyimi ile oluyormuş belki de.. yere düşüp tekrar yavaş da olsa başlamayı bilmek her daim her an önemli ve kıymetli 🙏




7 Eylül 2017 Perşembe

İş hayatımın 10. yılında öğrendiğim 10 şey... :)

07 Eylül 2007.. Bir bankada MT (Management Trainee) olarak iş hayatına başladığım o gün üzerinden 10 sene geçti.. Dile kolay... Harika bir 5 sene, banka hazinesinde çalışıp, traderlık bile yapıp :) sonra daha iyi olduğunu, değişiklik olacağını düşünüp başka bir bankanın Hazine Pazarlaması Biriminde 2 seneye yakın çalışıp, Türk müşterisini, farklı sektörleri, hedefleri, rakamları, birçok şeyi, firmayı, şehri, ilçeyi :) görüp, baya bir müşteri ziyareti yapıp, kendi isteğimle, kendi kişisel gelişim yolculuğumda kariyerime 3 senedir aynı bankada Eğitim biriminde devam etmekteyim. Hoş sadece 22 günüm kaldı ve bir süre ara vermek için bu sistemden ayrılacağım ama yine de geriye dönüp baktığımda dolu dolu yaşadığım, hiç bir anından pişman olmadığım, hatasıyla başarısıyla, kararlarla, cesaretle adım attığım zamanlarımın hatırına birkaç şey paylaşmak istedim.

Hepsi benim deneyimim tabii ki, benim gördüğüm, çalıştığım, insanların, kurumların değerleri, kültürleri ama paylaşmanın önemli olduğunu, ihtiyacı olana ve bana da farkındalık olabileceğini ve başkalarının fikirleri ile benim de gelişimime, birçok şeye farklı bakmama vesile olabileceğini düşünüyorum...

Bakalım neymiş bu 10 şey :) ben de biraz akışta yazacağım, sen dili ile.. 

1- Ne iş yaptığından ziyade kimlerle çalıştığın önemli.

Bana göre çok özel donanım gerektirmeyen kurumsal hayattaki çoğu iş, kafası çalışan, isteyen herkes tarafından yapılabilir. Önemli olan uyumlu bir ekibin olması, seni dinleyen, kendini ve seni geliştiren yöneticilerin olması ve sana değer veren insanlar, kurumlar olması. Hepsini bir arada bulamayabilirsin, herşey mükemmel olmayabilir ama işler kötü gittiğinde de beraber yola devam edebilme cesaretinde olmak, ekip olmak bence çok önemli. 

2- 14-21 iş günü izinler, bayramlar vs vs yetmiyor ara verip dinlenmeye.

İzin konusu önemliymiş arkadaş :) hele iş değiştirince insan daha bir anlıyor kıymetini, azalınca günler :) Ezbere bayramları tatilleri bilmen önemli :) 3-5 günde olsa kaçışlar lazım. Ara vermek önemli. Düşünsene biz senelerce 3 ay yaz tatili yaptık. Okulda 50 dakika ders yapar 10 dakika ara verirdik. O yüzden işte de izin yapmak, ara vermek tatil yapmak ve mümkünse tek tek günleri saymadan bunu yapmak gerek. Dilerim en yakın zamanda sistem daha çok izin hakkı tanımaya başlar. 

3- 9:00-18:00 çalışma saati sınırları olmamalı

Bu kadar uzun saatlere veya belli sınırlara gerek yok iş yapmak için. Daha düzgün, daha planlı, daha kısa zamanda, daha çok iş yapılabilir. Gerekirse bazen daha uzun bile çalışabilirsin ama esnek saatler olması önemli. Yurtdışında bu tarz yapılar başladı. Bankacılıkta bir 5-10 sene daha zor gibi düşünüyorum ama olumlu gelişmeler de var umutsuz olmamak lazım :)
Biri söylemişti ve haklıydı, neredeyse dedelerimiz, ananeleriniz ve anne babalarımızla aynı sistemde çalışıyoruz yıllardır. Değişim şart.

4- İşler hiçbir zaman bitmez.

Biri söylemişti bana, fazla dert etmeyin işler hiç bitmez diye. Hakkaten de öyle. Hem iş olsun hem özel hayat bir türlü yapılacakları planları bitiremiyoruz :) Biri bitse diğeri başlıyor. Doğamız böyle demek.

5- Her zaman seni destekleyenler olmaz, çoğu zaman kendin yapacaksın, adımları atacaksın. Sonunda istediğin olmasa da en azından denedim ve olmadı, elimden geleni yaptım deme sorumluluğunun ve gücünün senin elinde olması çok kıymetli.

6- Yaptığın işlerde hep anlam arama, üzülebilirsin.
Bazen çok anlamsız şeyler yapman gerekebilir. Bazen istemezsin diretirsin ama gün sonunda yapacağın iş oysa, kabul edip, farklı bakıp fırsata çevirmeye çalış.

7- Mühendis kafanı çoğu zaman bir kenara bırakman lazım.

Sistemin ara ara iyileştirmeye, fayda sağlamaya ihtiyacı olabilir ama çoğu zaman bu sana düşmez. Özellikle endüstri mühendisi isen benim gibi :) iyileştirip optimum yapabileceğin en önemli şeyin kendin, kendi hayatın olduğunu unutma :) 
Sen yine hobi olarak içinden geliyorsa kullan mühendislik hünerilerini ama bil ki iş hayat üniversitedeki gibi değil :) ihtiyaç da yok çoğu zaman biliyor musun ben onu gördüm.

8- Kazandığın parayı kendini geliştirmek için harcama çabasında ol.

Diyelim ki ihtiyacın var ev aldın borca girdin, yine de az da olsa kendin için birşey yap. Bir eğitim olabilir, bir dil kursu olabilir, bir hobi olabilir, spor olabilir, seyahat olabilir. Yeni, farklı olan tüm deneyimler insanı geliştirir. Şunu da unutma, ne kadar çok kazanırsan o kadar çok harcıyormuşsun. Öyle bir dengesi var sistemin :) eskisi gibi birikim vs dönemi sanırım bitti. Alım gücü düştü benim zamana gelene kadar :)

9- Hatalar olur, önemli olan ders çıkarmaktır.

Korku ile yönetim insanın önce kendisine sonra da çevresine verebileceği ciddi bir zarar bana göre. İnsanlara güvenerek, hatalardan ders çıkararak, hatayı nasıl önlerizi düşünüp yola devam etmek lazım. Sonuçta hep aramızda dediğimiz şey vardır, doktor değiliz ameliyat yapmıyoruz, evet banka gibi bir kurumun birçok yerindeki bazı hatalar maddi olarak büyük zararlara sebep olabilir ve risklidir ama zaten bütün altyapılar, sistemler de bu riskleri bertaraf etmek için kurulur. Kalan hataların da sistemde yeri baya küçüktür. İnsanlar kendilerine güvenirlerse, hatalar azalır ama aman hata olacak hissi ile iş yaparlarsa hatalar bulur onları. Düşe kalka öğrenmiyor muyuz yürümeyi de :)

10- Benim için en önemlisi ve anlamlısını sona bıraktım: Ne olursa olsun kendin olarak gönlünden iletişim kur insanlarla.

İş hayatı sadece iş değil. Zamanımızın çoğu orada geçiyor. Sağlam, güvene dayalı, sen olduğun işbirliklerin olsun. Ama bunu yapmış olmak için yapma. Ekip çalışmasındasın ve ekip arkadaşların gibi düşünmeye çalış insanları, sistem sözde böyle olsa da özde herkesi bireysel değerlendirse de buna rağmen ekip olarak görmeye çalış. Böyle olunca işler daha keyifli, daha rahat yürüyor. İlla ki istisnalar olacak, anlaşamadığın, iletişim kuramadığın kişiler, zor ilerleyen işler, ekip olamadığın durumlar vs ama çoğunluğu olmasın bu. İletişim kurmak çok kıymetli bazen kırıcı da olsa üzülsen de bazen kahkahalarla da dolsa iletişim kurmayı ihmal etme insanlar. İş değiştirmek farklı kurumlar görmek bu konuda çok destekler, besler insanı. Aynı yerde aynı insanlarla bir ömür dursan, hayatın durağanlığı seni yıpratabilir. 

Gün geldiğin, bir gün ayrıldığında üzülmeye ama keyifle hatırlamaya da değer dostum dediğin insanlar ve güzel anıların olsun arkanda... 🙏🙏

Dayanamadım birşey daha geldi aklıma :) ama 11 olmasın istedim, son söz olsun genel hayata dair de olsun hatta: en zorlandığı şeyi bile, biraz durup farklı bakınca bir fırsata çevirebilir insan. Başka türlüsü her zaman mümkün, dünya birçok olasılık, fırsatla dolu bir yer 🙏🎈

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Bir adım atıp başlamaya, giriş yapmaya dair

Bu ara sürekli bana söylenen blog aç yaz paylaş yorumlarına kulak vererek tam şuan yazmayı deniyorum. Tatildeyim sahildeyim kitabıma ara verdim dış dünya ile bağımı kestim telefonumun notlarını açtım normalde hep ingilizce klayve kullanmama rağmen türkçeyi açıp kalan yüzde 10 şarjımla denemeyi seçtim.

Benim için yazmak son 3-4 senedir hep iyi gelmiştir. Bir anın hissettirdiklerini fotoğrafını çekip altına öylesine döküveririm. Ayda yılda bir blogumu hatırlar oraya o an ne gelirse yazarım. Ama en çok en zor anlarda kağıda dökülürüm ne gelirse. Öyle olur ki yazımı kendim sonra dönüp okumakta zorlanırım. Bazense o yazdıklarımı dönüp okudukça neler yaşadığımı fark eder hisseder garip bir huzurlu dolarım.

Bu tatil için niyetlerimden biri de buydu, yazmayı denemek. Tabii ki düşündüm Murakami'nim Koşmasaydım Yazamazdım kitabından hatırladığım, onun o her gün yazamada bile aynı saat yazma niyeti ile oturuşu gibi, dedim en mükemmel an herhalde şöyle her gün belli bir saat balkonda oturayım yazlıkta durayım öyle yazarım diye hayal kurdum. Gel gör ki hayat yine sürpriz yapıp şu an getirdi yazma isteğini ve ben de gelene saygı duyup eyleme geçmeyi seçtim.

İşi bırakıp biraz ara verme biraz gezme niyetimde olduğumu duyan çevremdeki güzel insanlar bana bu yolu açtı tekrardan. Teşekkür ederim şimdiden. Paylaşmanın önemli olduğunu birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz olduğunu hatırlattılar. Hakkaten de öyle değil mi? Aslında birbirimize nasıl bağlıyız da farkında değiliz. Birbirimize nasıl örnek oluyoruz, cesaret veriyoruz, ilham oluyoruz da farkında değiliz dimi? 

Biraz giriş yazısı gibi oldu sanırım :) emin değilim devamı gelse güzel olacak ama madem girdim bir yola gelişmeye geçmeden bu yola nasıl girdiğimi biraz anlatsam birşeyler paylaşmış olacağım sanırım :) 

Şarjım 4 e düştü, yanımdaki mobil şarjı takıp içimdeki hevesi yarıda bırakmama zamanı :) 

Yıl 2016, 30.yaşım. Hayallerimi gerçekleştirmek için birçok şey yapmışım. Coldplay konseri olsun, Sziget festivali olsun bol bol gezmek olsun, güzel bir Ironman 70.3 yarışı olsun, boğazı geçmek olsun, Maraton koşmak olsun, yin yogayı eğitmen olacak kadar öğrenmiş olmak olsun... yazınca bile garip oldum hepsi çok kıymetli hepsi çok anlamlıydı. Chicago dönüşü uçakta Truman Show u izledim tekrar. Sanki bir maraton koşup kafayı sınırları bir çıt daha zorlamamışım gibi, bir de üstüne film cila oldu. Yol zaten uzun düşünmek için zaman çok. Bir de bulutların üstünde olmanın bana hissettirdiği hep farklı bir duygu olmuştur: ilahi birşey. O yolculuğu hatırladığımda şunu hissediyorum ve içimde prosese başlayan şey şuydu: Başka türlüsü mümkün Nazlı... 

evet hayallerinin peşinden koştun Nazlı, yaptın ve bitti. Harcadın, tükettin ve bitti. Hepsi sana deneyim oldu Nazlı. Hem ruhsal hem fiziksel booolcaaa beslendin. Sınırları zorladın kendini şaşırttın. Bunların hepsi çok güzel. Ama fark ettin mi hala bu değil yani tam bu değil diyorsun? Chicago'da yarışta bütün yaptıklarının aslında işe yaradığını emeğinin karşılığını bir şekilde aldığını görmeden önce nasıl zihnini zorladığını herşeyi kontrol etmek istediğini fark ettin mi? Ya da önyargılarınla gittiğin bir yerde nasıl aslında herşeyin huzurlu olduğunu ve sana iyi geldiğini gördün mü? Herşeyin binanın betonun bile bir ruhu olduğunu keşfettin mi? Senin ruhuna olduğun ortamdan bu kadar uzağa gidince nelerin iyi gelmediğini de fark ettin mi bir de üzerine? O zaman Nazlı artık bir dur bir bak kalbine artık içine tam anlamıyla dönmeyi çabala anlamı aramayı niyet et ve bak bakalım ne var, dedi bana hayat.

Ve ben o gün bazen bilinçli bazen bilinçaltından sorgulamaya başladım işte. Bu değil olmuyor yine ne bilmiyorum ama başlamak için iyi bir nokta. 

Sonunda vardığım nokta hızlıca geçmek istedim şuan arası uzun ve zorlu bir süreç de olsa nedense orayı pas geçip şu ana gelesim var.  

1 ay sonra işi bırakıyorum, ara veriyorum. 2 ayrı bankaca 10 senelik bankacılık (7 sene hazine 3 sene eğitim) geçmişimden sonra ihtiyacımın bu olduğunu tanımladım ve peşinden gidiyorum. Biraz gezmek biraz durmak dinlenmek aramak anlamak fark etmek istiyorum. Ne kadar sürer nerelere giderim naparım tam net değil, zaten net olması isteğinde de değilim. Yola çıkıp yolda o anlarda olup yaşamayı deneyimlemek isteğim. Planım plansız olmak biraz. Her ay başı Gestalt eğitimim olduğu için 1 aylık git gellerim olacak ki fiziksel olarak belki daha iyi olur zaten olacak olan bu, beni rahatsız etmiyor kabulumdur :) sonrası Allah kerim derler ya tam olarak o. Bu benim hayal ettiğim birşey olur olmaz dert değil düşündüğüm hayal ettiğim gibi olur veya olmaz dert değil. Bunu hissederek hayal ederek karar verebilmek, azıcık cesaret edip hayal edebilmek bile o kadar kıymetli ve anlamlı ki insan buna tutunup yola çıkıyor yaşamaya devam ediyor.


Yani böyle işte derler ya :) öyle birşey.. yola çıkmadan önce dinlenirken bir giriş oldu bana da. Paylaşmak için yazarken aslında ilk kendimle kendimi tekrar paylaştım. İyi de oldu.. Chicago Maraton madalyamın arkasında yazdırdığım gibi umarım "this is just a beginning" :) 

12 Aralık 2016 Pazartesi

12/12/2016

Yazasim var
Uzun zamandir gunlerdir en cok
Zamansizliktan kafa daginikligindan sikayet ediyorum ama aksiyon yok
Bazen kosturmacadayim bazen bos bos duruyorum yine de suan yaptigim gibi yapamadim olmadi
Halbuki dusunuyorum da arabada kafamdan gecirdiklerimi biri tutup yazsa belki de kitap olur...

Hayat cok guzel ve anlamli
Bu demek degil ki aci cekmiyoruz kotu seyler oluyor ama umursamiyoruz
Bu tam olarak, en son okumaya basladigim Nazi kampindaki gunlerini anlatan yazar, psikiyatrist Viktor Frankl in Insanin Anlam Arayisi kitabinda yazdigi gibi "yasamak aci cekmektir, yasami surdurmek cekilen bu acida bir anlam bulmaktadir" olayi aslinda...

Arabada gozlerim dolu dolu geldim
Aglamamin sebebine ne uzuntu diyebilirdim ne de sevinc veya mutluluk
Sadece anlamli olmasi
Benim gibi dusunen insanlarin ben yazamasam da birseyler yazip kalbime dokunmasi
Umudun olmasi
Acinin olmasi ve onu doyasiya yasayip, yasini tutabilmek
Durmaksa durmak
Birakmaksa birakmak
Ofkeyi korkuyu kizginligi gormek ama sana iyi gelen onu secmemekse secmemek
Yazmaksa o, degilse yazanlari okumak
Yazamadim diye uzulmemek bak o ne guzel yazmis ahh cok icten ben gibi demek gercekten hissetmek

Herkesin birbirini tamamladigini bir sekilde bir olmamiza, butun olmamiza vesile oldugunu kokune kadar hissetmek...

Agladim cunku o kadar icten o kadar ozden geliyordu ki her gozyasi cikarken zincirlerimden birini daha kopartiyor, kabuklarimdan birini daha soyuyor gibi once acitiyor, kaniyor belki yara yapiyor ama rahatlatiyor ozgurlestiriyor buyutuyor iyilesiyor, iyilestiriyor biliyorum

Ve bunu bilmek bunu hissetmek bunu secip yasadikca ve karsindan da bunu gormek o kadar guzel ve anlamli ki

Biz kalbimize kendimizi sevgimizi barisi birligi koymazsak bunlari disarida ararsak hicbir zaman gelmez o... ben o yuzden zor olsa da canimi acitsa da kabul etmem gerekse de bazen edemesem de en temelde kendi donusumum butunlugum birligim icin gerekli olan sevgiyi insanligi barisi kalbime ozume ruhuma kokune kadar koymayi seciyorum... ruzgar ciksa da yagmur yagsa da kosmak zorlassa da bazen durmak gerekse de kendi icimde inanmayi seciyorum hicbirsey yapamasam da bunun da bir anlami oldugunu seciyorum cunku diger turlusunun ise yaramadigini birsey degistirmedigimi iyi hissettirmedigini gordum bir de bunu secmeyi deniyorum...biliyorum, inaniyorum ve niyet ediyorum ki benim bunu kendim icin yapmam bir sekilde birilerine bu ulkeye bu dunyaya da fayda saglayacak 🙏🏻

Bugun paylastigim bir yazidaki gibi
"Bariscil devrimi imkansizlastiranlar siddetli devrimi kacinilmaz hale getireceklerdir" hep beraber bariscil devrimi imkanlastirmamiz dilegimle

11 Kasım 2016 Cuma

Dalgalandık da durulacağız..

Bildiğim ve biraz aslında güç veren bir yandan umut olan bir şey varsa o da hepimizin benzer şeyleri yaşadığı sanırım...


Zor bir hafta geçirdim, geçirdik.. Geçirdik diyorum çünkü insan kendi ile çalışmaya başladığında, farkında olmaya başladığında, kendi içine dönmeye çabaladığında, dışarıda olan, başkalarının yaşadığı zorlukları, acıları da hissediyor..  Birbirimizin yaşadıklarını hissetmemiz için aynı şeyleri yaşamamıza gerek yok.. Hepimiz biriz o yüzden hissediyoruz ister fark edelim ister etmeyelim.. Kolektif dediğimiz bütün insanları kapsayan o büyük yapının bir parçasıyız.. Bu insanları, doğayı her şeyi kapsıyor.


Amerika'da seçim sonuçları istediği gibi olmadı diye üzülen bir insanı hissedebiliyorsun seni çok etkilemeyecek olsa da. 10 Kasım'da 09.05'de saygı duruşunda duran bir insanın hüznü seninki ile birleşiyor daha derin, coşkulu yaşıyorsun. İşyerinde aylarca gece gündüz demeden, bir ürün, bir sistem üretmeye çalışan kişinin yorgunluğu, o son akşam kaldığında yaşadığın yorgunlukla bir oluyor, anlıyorsun, destek oluyorsun. Çok sevdiğin bir insanın yeni başlangıcı, sanki seninmiş gibi bir yandan hüzün verirken bir yandan heyecan katıyor sana da. Bir arkadaşın bitmek bilmeyen bir hafta dediğinde onu hissediyorsun evet ya nasıldı hakikaten diyorsun. Cuma günü sabahı geldiğinde ha gayret az kaldı bitiyor derken çok değerli bir ünlünün ölüm haberini alıyorsun yine duygulanıyorsun..


Etkiliyor etkilemesine de bir şeyler de yapmak gerekiyor bir yandan sadece yaşamak bile olsa bu..  Bazen sadece öyle durup insanların yanında, varlığının iyi gelmesini dilemek, ağlarken sırtını sıvazlamak oluyor.. Bazen koçuna koçluk yapıp onun sana söylediği tavsiyeleri ona hatırlatmak.. Bazense en çok yardıma ihtiyacı olan sen olduğunda durup ağlamak kendi kendine.. Beraber bardak tokuşturup biraz unutmak içip sarhoş olmak...En son olarak da her şeyi bir kenara yazmak OLuyor..


O an nasıl ne şekilde geliyorsa öyle yapmak sadece bilmek ama bunların da geçeceğini bilmek umut etmek.. Uzun da sürse zor da geçse o anın o saatin o haftanın o zorluğun geçeceğini bilmek.. Neler geçmedi ki bu da geçmesin demek iyi geliyor insana...


Sabah hava karanlık güneş de çıkmıyor artık bulut yağmur derken, apartmanların arasından kendini göstermeye çalışan "Ben burdayım merak etme" diyen pespembe bir gün doğumu ile karşı karşıya kalıp güç ve umut almak... Bunu da gelip birkaç kişiyle paylaşmak.. Hayal etmek OLuyor..

Kalplerinizde içinizde birlik ışık aydınlık barış dostluk olsun ki dışarısı da öyle olsun.. O yüzden biraz dalgalandık ama inanıyorum durulacağız..




6 Kasım 2016 Pazar

İtiraf ediyorum: Bir yerden ciddi anlamda başlamak gerekiyordu…

Bir yerden ciddi anlamda başlamak gerekiyordu…
Öyle Instagram – Facebook yazılarında kalmamalıydı. Hele de çevremdeki çoğu insan blog yazmalısın, kitap yazmalısın derken olmazdı. Bu düzene bir dur demeliydim. Şu an niyet ettim ve dur diyorum.

Dur artık yaz nasıl,  ne şekilde olur, ne kadar sürer, geçici midir devam edecek midir, yok ama masam yok, yok laptopım eski yavaş, yok zaman yok, ortam yok, işyerindeki pc olmaz demeyi bir kenara bırak otur yaz. Hali hazırda var ya blogun oraya koyuver işte. Aç en son takıldığın parçayı 100 kez mi dinledin 101.yi 130.yu dinleyene kadar yaz. Pijamalar çok mu rahat üstündeki kıyafetle otur. PC çok mu yavaş sen de ona uyum sağla. Bir şekilde yaz çünkü artık bazı şeyler kafanda dolaşmaktan arabada düşünüp durup orada bırakmaktan çok öteye geçmeli farkındasın ve hissediyorsun bunu. Önce sana anlam vermeli sonra da kim bilir başkalarına dokunmalı olacağı varsa.

Bu ne ilk yazımdı ne de son olacak biliyorum hissediyorum ama kendime yapacağım iyiliklerden biri olacak inanıyorum.

Yin yogaya benzettim. Öyle sadece haftada bir yin yogaya gitmek değil, bir gün, bir an, içine bir his düşecek gidip en zor döneminde yazılacaksın kursa sonra bazen zorla da olsa o hafta sonları eğitime gidip yorulacaksın. Her gittiğine şükredeceksin yorulsan da. Bazen gözlerin dolacak anlamlı gelecek her şey iyi ki buradayım diyeceksin. Gün gelecek ödevlerin olacak stres olacaksın, vereceksin o ödev dersleri sonra göreceksin ki ders vermek hoşuna gidecek insanlara iyi gelecek. Ha devam etmek sürekli yapmak, iyi hoca olmak, bu konuda uzman olmak zor gelecek ama kafanda bir kenarda duracak. Ben yoga eğitmeniyim yahu, istediğim zaman yapabilirim artık birine, bir yere bağlanmama gerek yok hatta insanlara bile faydam olabilir diyeceksin. Sonra karşına da değişik güzel fırsatlar çıkacak ders vermen için, al sana challenge diyeceksin. Hoşuna gidecek zorlanacak olsan da ve deneyeceksin. İşte bu da öyle bir şey: Öyle bir an gelip yazıp geçmeyeceksin. Emek vereceksin, zaman ayıracaksın, gerekirse yazım hatalarını noktalamaları düzelteceksin, oturup pcnin başına zamanı unutacaksın, yapacaklarını unutacaksın, dünyayı unutacaksın. O an ne geliyorsa yazacaksın… DENEYECEKSİN!

Pazar akşamüstü işe uğrayıp 1-2 saat çalışıp eve dönerken aklıma geldi ilk defa bu kadar istekli bu kadar motive bir şekilde. Çoğunlukla araba kullanırken kendimi düşünürken ve düşündüklerimi yazdığımı hayal ederken bulurum. Bir şarkı alır beni götürür bazen aynı şarkı o yolculukta 10 kez götürür bir yerlere. Bir bakmışım sürekli insanlara bir şeyler anlatıyor gibi yazıyorum. Belki de en iyi yaptığım şey bu, bilemiyorum. Paylaşmak iletişim kurmak insanlara bir şey anlatıyor gibi yazmak düşünmek seviyorum açıkçası. Konu ben ve yaşadıklarım olur tabi ki. Açık şeffaf bir şekilde olabildiğince içimden geldiğince paylaşmak anlatmak hoşuma gider. Bugün en iyi yaptığım şey buysa dedim git yap. Dene. Önce kendin için yap.

O yüzden, geldim oturdum yazıyorum...

Bu hafta sonu keşfim olan Thirteen Senses – Into the Fire şarkısı eşliğinde bilmem kaçıncı dinleyişimle yazıyorum. Şimdi yazarken fark ettim 13 uğurlu sayımdır, senses dersen hisler önemlidir, kıymetlidir.  Into the fire desen ateş içine çeker, yakar, yanıyoruz ya zaten işte ondan. Şuan içimden bir nehir gibi akıp gitse de fikirler durmayı bileceksin diyor bir tarafım. Bir sonrakilere bırak bir kısmını. Bırak olgunlaşsın biraz daha, öyle yaz. Hem böylece daha eğlenceli daha istekli olursun belki diyor. Ben de kabul edip saygı duyuyorum ve duruyorum.